“Her yer kibrit çöpü, her yer direniş…”
Aklımızdan bir an için “Kibrit çöplerinden direniş mi olur?” diye bir soru geçebilir. Hatta “saçma!” da diyebiliriz. Ancak Tekel İşçileri’nin direnişi 49. gününe girmişse ve bir adım geriye gitmesini bırakın, sadece kendileri için değil Türkiye İşçi Sınıfı için mevzi kazanabilecek bir duruma gelmişse direniş, orada durmak gerekir. En naif tarafından kibrit çöpleri ile de ilişkilendirebiliriz direnişi.
Yıllar önce üniversiteden bir arkadaşımın babası ile olan diyaloğunu anlattığı “kibrit çöpleri”nin hikayesinden yola çıkıyor, hikayeyi kendi eklemelerimle aktarıyorum.
1980 darbesi Türkiye solunun üzerinden geçerken, işçi sınıfı ezmekle kalmadı, tank paletlerinin arasına umut, isyan, direniş, sosyalizm, eşitlik, özgürlük kavramlarını da sıkıştırarak kendi karanlığına gönderdi. Arkadaşımın babası 80 öncesinin sosyalistlerinden. Genelde 80’den tokadı yiyenler, eğer akıllarına mukayyet olmamışlarsa bugün liberalizmin kendilerine engin gelen denizinde yüzerken, denizin ortasına geldiklerinde ve yorulduklarında kendilerini kurtaracak olan ya da kurtarılmayı bekledikleri geminin gelmesini bekleyecekler. Ama nafile. Boğulup gidecekler. Çünkü ne o gemi gelecek, ne de deniz onları sahiplenecek. Yutacak en derinlerine kadar. Anlaşılan o ki, babası diğer yanağını da çevirmediği için sosyalizme olan inancını yitirmemiş. Hikayemiz 1982 yılının hikayesi. Arkadaşımız yedi yaşında. Babamız ve arkadaşları bir araya geldiklerinde geçmişten konuşuyor, o gün için neler yapılabileceğine dair kimi önermelerde bulunuyorlar. Ama arkadaşımın dikkatini çeken en önemli kelime “sendika” oluyor. Neredeyse hergün duyuyor bu kelimeyi. “Sendika”. En sonunda dayanamayıp sorar babasına. “
- Nedir bu sendika?
Bir çocuğa sendikayı nasıl anlatırsın. O yaştaki çocuk ancak gördükleri üzerinden şekillendirebilir kavramları. Somut olmalıdır.
Babası da ondan kibrit getirmesini ister. “Kibrit kutusunun içi dolu olması lazım” cümlesini de ekleyerek. Kızımız hemen koşar getirir kibriti.
“Kutunun içinden bir kibrit çöpü çıkar ve kır” der babası. Alır kibrit çöpünü ve ortadan ikiye böler. Ardından “üç tane al ve kır” der. Gene kolayca kırmıştır çöpleri. Sorun şu ki, sorduğu soru ile anlamlandırmaz yaptığı işi bir türlü. “Beş tane al ve kır der”. Bu sefer iş değişmiştir zorlanmıştır kırarken çöpleri yine de kırmıştır. “Şimdi de kalan bütün çöpleri al ve kır” der. Tabi ki kıramaz.
Çıkışır babasına, “ama benim soruma cevap vermedin” diye.
Ben olsaydım, belki “büyüyünce, yaşayarak öğrenirsin” derdim herhalde.
Fakat babamız der ki “bak bu kibrit çöplerinin her biri insan olsun. Kibrit kutusu da çalıştıkları yer. Onlar işyerlerine çalışmak için giderler. O zaman işçidir bunlar. Şimdi diyelim ki işyerinin sahibi işçileri işten atacak. Eğer işçiler bir araya gelmezse senin tek tek, üç tane olarak kırdığın kibrit çöpleri gibi atılırlar işten. Yok, hepsi bir araya gelirse kimse bir şey yapamaz. Sendika işte budur. İşçileri buradaki kibrit çöplerini bir araya getirir onların hakkını savunur. Onların evidir sendika. İşçilerin dışarıdaki evi.”
Hikaye böyledir ve arkadaşımın aklında böyle yer etmiştir sendika. Tabi ki babamız, kendi döneminin sendikaları üzerinden kızına örnek vermiştir. O zaman en gerici konfederasyon Türk-İş bile işçi sınıfı için okul görevini görmektedir kimi zaman. DİSK, işçi sınıfını harekete geçiren emeğin hakkını sosyalizm mücadelesi ile içiçe geçirebilen bir konfederasyondur. O zamanlar.
Bugün ise ne DİSK, KESK,ne de Türk-İş 80 öncesinin sınıf mücadelesi kavramını koltuk altına alarak varlık gösterebiliyor.
Tekel İşçileri’nin direnişini günler sonra gören DİSK, KESK ve Türk-İş (illa gözlerine sokmak mı gerekiyor) Tekel İşçileri’nin inatlarının kurbanı oluyor ve istemeyerekte olsa sendikalar olarak sınıf mücadelesinin önünde olması gerekirken (utanmadan) arkasında yürümek durumunda kalıyorlar. Yine de yürüyorlar, bu da bir şey diyebilirim.
Kibrit çöpü meselesine gelirsek;
Şimdi her bir Tekel İşçisi kibrit çöpü ise ve her biri kendini mücadelesi için yakmışsa, düşünün bütün Tekel İşçileri’nin bir araya gelip çıkartacağı aydınlığı. O büyük ateşle siyasi iktidarı, piyasayı, gericiliği, sarı sendikaları yakarken, bu memleketin geleceğini aydınlatmış olmuyorlar mı? Yanmayı bekleyen yüzbinlerce, milyonlarca kibrit çöpü’nü ülkeye yaydıkları aydınlıklarına davet etmiyorlar mı?
Bir kıvılcım değil ki bu, koskoca bir ateş. O ateş öyle bir saracak ki ülkeyi, dumanıyla yok edecek sermayenin hükümranlığını.
Bu ülkenin aydınlık geleceğini yaratmaya çalışan Tekel İşçileri’ne selam olsun!
- kayasahan's blog
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
-









Kolay büyümez direnişler
Sevgili Kaya,
İğneyle kuyu kazmayı özetlemişsin.
İyi yapmışsın
Ve eğer bir anda kestirip atamayacağımız şeylerse güneşimize gölge edenler
köklerini ayıklarız topraktan
yalıtırız o yaşlı ağacı
kanımızdan
canımızdan
emeğimizden
Yarın büyük bir sınav olacak